Utanç Hakkında Çalışan Profesörden Cesaret Üzerine Öğrendiğim 3 Hayat Dersi

O hep yapmak istediğiniz şey için gereken cesareti bu yazıdan alabilirsiniz. 

Photo by Alisa Anton on 

Her birimiz hayatlarımızda bir şeyler başarmaya çalışıyoruz. Ama bazen başarmak istediğimiz o şeyle ilgili ilk adımı bir türlü atamıyoruz.

Hayatımın yeni bir adım atma konusunda cesaretimin en çok kırıldığı döneminden geçerken tanıştığım bir isimdi Brene Brown. Okuduğum bir yazıda onun hakkında ‘İnsan olmakla ilgili tanıdık bir hikaye anlatıyor’ diyordu. 

Anlattıklarıyla bana da insan olarak sandığımızdan çok daha fazla ortak noktamızın olduğunu düşündürtmüştü. 

Brene Brown; ‘Kırılganlığın Gücü’ isimli TEDx konuşmasıyla tanınan; cesaret, utanç, empati, ait olma ve kırılganlık konularında çalışan Amerikalı bir profesör, yazar ve ünlü bir konuşmacı.

Hikayesini anlatarak pek çok insana ilham olduğuna ve cesaret verdiğine şüphe yok. 

Birçok hikaye başarısız olma korkusuyla atılamayan adımlar yüzünden yaşanamıyor.

Ya elime yüzüme bulaştırırsam?

Ya yapamazsam?

Ya insanlar yaptığım şeyden hoşlanmazsa?

Ya rezil olursam?

Bu düşünceler zihnimize üşüştüğünde utanç devreye girer ve bu duyguya neden olan her şeyden kaçmak isteriz. Brene Brown utancı, kusurlu olduğumuza ve dolayısıyla sevgiye ve ait olmaya layık olmadığımıza inanmanın acı verici duygusu olarak tanımlar. Kusurlu olduğumuzda sevgiye ve ait olmaya layık olmadığımıza inanır, bu duygudan acı duyarız. İnsanlarla bağlantımızı kaybetmekten korkarız.

Acaba bendeki bir şeyi başkaları görse ve bilse bağlantıyı hak edebilir miyim? 

Araştırmalar sosyal olarak kabul görmediğimizde ve onaylanmadığımızda fiziksel olarak da acı hissettiğimizi doğruluyor. O yüzden bu korku yerinde bir endişe gibi görünebilir. Ancak yaşanması ihtimal dahilinde olan olumsuzluklara odaklanarak, deneyimin sonucunda kendimizi nelerden mahrum ettiğimizi de asla öğrenemeyiz.

Utanç hakkında konuşulmayan bir salgın 

Konuşmasında utancı, hakkında konuşulmayan bir salgın olarak betimliyor Brown. Ve utanç hakkında ne kadar az konuşursak o kadar arttığından…

Utancın iki büyük kayıtlı mesajı var; 

  • Asla yeterince iyi değilsin. Yeterince zayıf, güzel, zengin, bilgili, yetenekli…
  • Kendini kim sanıyorsun?

Hissettiğimizde beynimize bu mesajları veren utanç, dünyaya değer katmadığımızı düşündürür. Bu değersizlik duygusu yeterince iyi olmama konusundaki derin korkumuzu besler. 

Kusurlu olma cesaretini gösterdiğimizde, başarısız olmayı göze aldığımızda, kendi hikayemizi tüm kalbimizle anlatabildiğimizde, herkesi etkileyen ancak hakkında konuşulmayan salgının direncini kırmış oluruz.

  1. Kırılgan olmadan gerçekten cesur olamazsınız

Kırılganlığın verilere göre tanımını: belirsizlik, risk ve duygusal ifşa olarak yapıyor Brown. Yani sonucunu öngöremediğimiz bir konuda kendimizi gösterdiğimizde, risk aldığımızda ve duygusal olarak ifşa olduğumuzda hissettiğimiz duygu kırılganlık.

Kendimizi başkalarının eleştirilerine karşı bu kadar savunmasız bıraktığımızda utanç, korku, keder, yetersizlik gibi zorlayıcı duygularla başa çıkmamız gerekiyor. 

Bu duygularla yüzleşmeyi tercih ettiğimizde başarısız olmanın ne demek olduğunu deneyimlemeyi, derin üzüntüyü hissetmeyi belki de acımasızca eleştirilmeyi göze almış oluyoruz. Ve evet bu duyguları yaşamaya gönüllü olabilmek gerçek bir cesaret ürünü çünkü bir çoğumuz bütün risklerden uzak bir şekilde, kendi kabuğumuzda bir yaşamı bu duyguları hissetmeye tercih ediyoruz.  

Utanç, korku, keder, yetersizlik…

Peki neden onları hissedip başkalarının görmesine izin verelim?

Çünkü kırılganlık bu duyguların merkezi olduğu kadar; sevginin, ait olmanın ve mutluluğun da doğduğu yer olarak karşımıza çıkıyor. 

Brene Brown, efsaneleşen TEDx konuşmasından sonra 8 yıl terapi aldığını, olabilecek en kötü kırılganlık sonrası anını yaşadığını, Thedore Roosevelt’in internette karşısına çıkan konuşmasının kendisine nasıl cesaret verdiğini anlatıyor;

Eleştiren kişi önemli değildir. Güçlü kişinin nasıl başarısız olduğunu veya neyi farklı yapabileceğini gösteren kişi önemli değildir. Bütün kredi aslında arenaya çıkan kişiye aittir. Yüzü toprakla, terle, kanla kaplanmış yiğitçe çabalayan ve görünenindir. Pek çok kez yeterli olamayan ve en sonunda büyük bir başarının övüncünü bilmesine rağmen en azından başarısız olduğunda bunu gözü pek bir şekilde yapanındır.

2. Başkaları için asla kendinize ihanet etmeyin!

Böyle konuşmalıyım, bundan bahsetmekten kaçınmalıyım, böyle giyinip böyle görünmeliyim… 

Kabullenilmek ve onaylanmak uğruna uyum sağlamayı tercih ediyoruz. Araştırmadan çıkan sonuca göre, uyum sağlamanın tam tersi kendine ait olmak. Ait olmak: kendi doğrularınızı söylemek, kendi hikayenizi anlatmaktır. Gerçekten ait olmak kimliğinizi değiştirmenizi gerektirmez, kendiniz olmanızı gerektirir.

Peki başkalarının bizim hakkımızdaki düşünce ve eleştirilerini umursamamız gerektiği sonucu mu çıkıyor buradan?

Aslında hayır!

Biyolojik olarak insanların ne düşündüğünü önemsiyoruz. Sadece kimin fikrine önem vereceğiniz konusunda oldukça spesifik olmalısınız. Kimseyi umursamamak yerine, ya da umursamıyormuş gibi yapmak yerine, yalnızca bazı insanların düşüncelerini umursayın. 

Hayatında asla sizin gösterdiğiniz cesareti gösteremeyecek insanların eleştirilerine ve yargılamalarına maruz kalabilirsiniz. Onları yakalayıp, parçalayıp kalbimizde tutma alışkanlığımızdan vazgeçmemiz gerekiyor. Onlardan gelenleri kalbinize yakın hiçbir yere koymayın. Yere düşmesine izin verin. Ezmeniz, tekmelemeniz gerekmiyor, yalnızca üstünden geçip yolunuza devam etmelisiniz. Hayatlarında cesur olmayan insanlardan eleştiri ve geribildirim alamazsınız. 

3. Rahatlığa karşı cesareti seçin

…Bugün cesareti, rahatlığa tercih edeceğim.

Ve başarısız olmayı göze alacağım…

Brene Brown ‘Cesarete Çağrı isimli belgeselinde bu sözleri kendisine her gün hatırlattığını söylüyor.

Bazen kazanmak ilk önceliğimiz değildir, bazen kazanmak gerçekten cesur olanı yapmaktır. 

Eleştiri ve yargılamalara karşı kuşandığımız zırhımızı kırıp, o hep yapmak istediğimiz şeyi yaptığımızda, kırılgan olma cesaretini gösterdiğimizde, konfor alanımızdan gönüllü bir şekilde çıktığımızda belki de kendimiz için gerçek sevginin ve saf mutluluğun da anahtarınızı bulmuş olacağız. 

Belki başarısız olmak nedir öğreneceğiz ama başarısızlıklardan sonra gelebilecek başarının hazzını da tatmış olacağız. 

Bu bir seçim!

Şu cümlelerle cesaret çağrısını noktalıyor Brown: Kırılganlık zor ve korkunçtur, tehlikeli gelir. Ama hayatımızın sonlarına gelip kendimize şunu sormak kadar zor, korkunç ve tehlikeli değildir;

Ya kendimi göstermiş olsaydım?

Ya ‘Seni seviyorum’ demiş olsaydım?

Ya yarışmış olsaydım?

Ya ilk adımı atmış olsaydım?

Gösterin kendinizi. Görünün. Cesaret çağrısına kulak verin. Ve yarışa girin. Çünkü buna değersiniz. 

Yorum bırakın

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close