Amor fati: Yazgını sev

Amor fati: olan her şeyden, başımıza gelenlerden en iyi şekilde yararlanmak için üstlendiğimiz bir zihniyettir.  

Bugünlerde okuduğum Nietzsche Ağladığında kitabında karşıma çıkan ve Nietzsche’nin eserlerinde sıklıkla kullandığını öğrendiğim Amor Fati kavramı, Latince ‘kaderini sevmek’ anlamına geliyor. Geçmişte yaşanan olaylardan duyduğumuz pişmanlıklar, içinden çıkılmaz bir hal aldığında, olaylara bakış açımızı ve tutumuzu değiştirerek; ‘Tamam, bununla çalışabilirim’ demeyi gerekli kılıyor. 

Bu düşünce yapısına sahip olduğunda işler şu şekilde işliyor;

  • Hedefin için elinden geleni yap.
  • Sonuçlar beklenenden farklı olduğunda kaderi tamamen kucakla ve kabul et. 
  • Bu durumdan nasıl bir fırsat yaratabilirsin ona odaklan.

Böylece her şeyin bir amaç için gerçekleştiğini ve bu amacı olumlu ve aktif hale getirmenin size bağlı olduğunu hissediyorsunuz. Ve bu düşünce başımızı ellerimizin arasına gömmekten, küskünlükten, hayal kırıklığından ve öfkeden çok daha iyi.

Geçmişi düşünmek tek bir şey için iyidir: Öğrenmek 

Bir süre önce hayatımın neredeyse üçte birini geçirdiğim -4 yıl üniversite, 3.5 yıl çalışma hayatı- Eskişehir’e tekrar kısa bir gezintiye gitme imkanım oldu. Üniversite birinci sınıftan itibaren Eskişehir’e gitmek benim için sorumluluklarımı yerine getirmek amaçlı yaptığım bir eylemdi. Bu gidişimi farklı kılan sebepsiz, sade dolaşma eylemini barındırmasıydı. Uzun zamandır görmediğiniz ve yaşanmışlıklarınızın olduğu bir şehre herhangi bir sorumluluğun varlığıyla seyahat etmemek insanı daha çok geçmiş anıları gözünde canlandırmaya itiyor ister istemez. Çünkü aklınızı sadece yapmanız gereken sorumluluklara yönlendiren belirli bir işiniz yok. İşte böyle bir anda hayatıma şekil veren pek çok kararı da bu şehirde aldığım farkındalığı sardı zihnimi. Geçmiş konusu açılınca tahmin edersiniz ki alınan bu kararların sonucu olarak yaşanan pişmanlıklar, aldığım sorumluluklar, yaşanmışlıklar, yaşanamayanlar ve listeme ekleyebileceğim pek çok mesele gün yüzüne çıktı geçmişin çekmecelerinden bir bir.

Üniversitede daha çok çalışıp ortalamamı daha yüksek tutsam farklı bir kariyer çizebilir miydim?

İnsanlarla ilişkilerimde daha az taviz vermem gerekirdi. 

Keşke söylemek istediklerim konusunda daha dürüst ve daha kendim olsaydım… vb.

Her birimizin kendimize göre ayrı bir kümesine sahip olduğumuz bu düşüncelerin kendimizi tüketmekten başka hiçbir katkısının olmadığını bir çoğumuz tecrübe etmişizdir ama yine de zaman zaman sabahın dördüne kadar tavanı izleyerek yaşadıklarımız hakkında düşünmeden edemeyiz.  Hatalarımızı analiz etmek için çok fazla zaman harcar; yaşadığımız, tatsız olarak gördüğümüz olaylardan pişmanlık duyar ve kendimize acı çektiririz. Aslında bir şeyleri değiştirmeyi ve iyileştirmeyi isteriz. Geçmişi değiştirme senaryoları kurarak, istediğimiz gibi sonuçlanmalarını umarız. Ama bütün bu olaylardan dolayı edindiğimiz tecrübeleri yok sayar, verdiğimiz birçok doğru karardaki paylarını ıskalarız. 

Durumlar ne kadar korkunç görünürse görünsün, her zaman içlerinde saklı yeni fırsatlara sahiptirler.

 Yaşadıklarımızı değiştirme düşüncesi, olumsuz olaylara şiddetle karşı çıktığımız ve onların hayatımızdaki rolünü yadsıdığımız sonucuna varıyor. Bizi sarıp sarmalayarak ümitsizliğe, eylemsizliğe ve en önemlisi içinde bulunduğumuz anı da bir pişmanlığa dönüştüren bu döngüyü kırmaksa mümkün.

‘Bir düşünce tarzının içine girdiğinizde, yeni bir dünyaya girersiniz’

İlk adım başarısızlığı hediyeye dönüştürecek düşünce tarzını anlamakta yatıyor. İşler ters gittiğinde, yanlış bir karar verdiğinizi düşündüğünüzde bu durumu gelişmenize yardımcı olacak bir adım olarak görmeyi deneyin. Gelişme düşüncesine sahip insanlar olumsuz olaylar karşısında kendilerini etiketlemiyorlar ve ellerini havaya kaldırıp teslim olmuyorlar. Kendilerini üzgün hissetseler bile risk almaya, zorluklarla yüzleşmeye, onlara karşı koymaya hazırlar.

Unutma, yaşanan her şey geçicidir.

Bundan asırlar önce, tıpkı bizim gibi birileri olduğumuz yerde durdu, bizim hissettiklerimizi hissetti, aynı düşüncelerle mücadele etti. Önümüzden ne kadar çok şey gelip geçti. Bugün, bizim onlar hakkında bildiklerimiz ise çok sınırlı. Bu düşünce her zaman beni derinden etkilemiştir. Her şey gelip geçer ve bir süre sonra unutulur.

Söylemenin aksine yapmak her zaman daha zordur, biliyorum. Ama denemeye devam etmekten, bu düşünceyi içselleştirmeye çalışmaktan zarar gelmez değil mi?

Zor zamanlar hiç bitmeyecekmiş gibi hissettirebilir. Bunun için; gözünüzde büyüttüğünüz, geçip giden ve şu anda hayatınıza etkisi yok denecek kadar az olan olayları hatırlamaya çalışmanız iyi gelecektir.  

Yaşadığımız her şey bizim kontrolümüzde değil.

Unutmamalıyız ki olduğumuz ya da yaptığımız her şey bir olaylar zinciriyle bağlantılıdır. Ve bizim kontrolümüz dışında gelişen pek çok faktörün de etkisi vardır. Kontrol edebileceğimiz şey ise bugün sonuca yönelik olarak aldığımız pozisyondur. Her zaman her olumsuz durumun sorumluluğunu tamamen kendi üzerimize almak iyi bir fikir olmayabilir. Bazı şeylerin kontrolümüz dışında olduğunu, değiştiremeyeceğimizi öğrenmek önemli bir şeydir. Başımıza ne gelirse gelsin onu sevmek ve gelişme düşüncesiyle karşılamak esas kontrol edebileceğimiz şeydir ve bu büyük bir güçtür. 

‘İşlerin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin; daha doğrusu, olanın olduğu gibi olmasını dileyin: o zaman mutlu olursunuz.’ 

Epictetos

Amor fati, başımıza gelenlerle ne yapacağımız konusunda yanıttır. Her şeyin farklı olmasını dileyerek, geriye veya ileriye bakarak ya da bize olanların adil olup olmadığını anlamak için tarihin tozlu sayfalarına bakarak zaman kaybetmemektir. Olan bitene ‘bu durumu lehime çevirmek için gereken her şeye sahibim’ diyebilecek kadar güçlü bir şekilde bakmak, vaktini acıya ya da suçlamaya değil her şeyini minnettarlığa harcamaktır.

Yorum bırakın

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close